Hani bazen için sıkılır nedensiz yere ne yapacağını bilemessin.Ararsın bir çözüm lakin bulduğun bütün çözümler yetersiz kalır.Peki ne yapılmalı ?.Durup saatlerce nasıl geçirmeliyim diye düşünülmeli mi yoksa hayatına o acıyan yarayla acı da olsa devam edilmeli mi.Belki de bu da hayatın bir evresidir.Adı da acılara alışmak ama nasıl çözüm bulunur herkesin bildiği tek cevap zaman.Zamanla,peki bu zaman ne kadar bir zaman ?.Dayanabileceğimiz kadar bir zaman mı yoksa sonu gelmez bir zaman mı?

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

Önce güneş yavaş yavaş doğdu ve şimdi de gün batıyor .Sabah uyanınca ne kadar uzun bir zamanın bizi beklediğini düşünürüz. Bir de bakmışız akşam olmuş.Haksızmıyım ?Ömür de öyle değilmiş dünyevi şeylere kapılıp giderken karanlığın bize doğru geldiğini artık gidici olduğumuzu unutuyoruz. Hâlbuki bunun bilincinde olanlar diyecek ama kim bilincinde olabilir ki? Hepimiz aynıyız .Peki ne yapmalı akan zamana karşı ,durdurmaya gücümüz yetmeyeceğine göre kalan zamanımızı dolu dolu geçirmek. Dolu geçirmekten kastın nedir diyen olursa cevabım şu içindeki çocuğu yaşamak hala yaşamayanlar için.Biliyorum,bir çoğunuz saçma olduğunu düşünecek ve yahut yaş bizden geçti deyip sallayıp gidicek.Hiçbirşey için geç değil ölmeden önce içinizden gelenleri yapın ve ölürken rahat bir nefes alın. Ben gitmeden içimdeki çocuğu yaşadım deyin. Hep hayal etmekle kaldım demeyin. Çok mu yaşlıyım ne?Hayır,ömrümün en güzel baharındayım. Dertler her geçen zaman artıyor. Sorumluluklar kamburumuzu çıkarıyor her geçen vakit. Daha sırtımız dik iken yaşayalım içimizdeki çocuğu. Peki bu içimizdeki çocuk diyorsun da kim ki bu çocuk?Söyliyeyim size hep içinizde olan ama toplumun ön yargıları ,kültür, inanç vs. gibi birçok nedenden çekindiğiniz ve yüreğinizin bir köşesine sıkışmış bastırılan arzular. Örneğin küçükken babaannemin içinde kalan parkta kayma arzusu. Onun zamanında yoktu ama şimdi var neden denemesin ki? Peki babamın maddi imkansızlıklardan dolayı okulu bırakıp çocuk yaşta mesleğe atılması lakin içindeki çocuğun yanıp tutuşan okuma isteğine ne demeli? Sorarım size bu çocuk durabilir mi ne kadar zaman süper ego onu durdurabilir? Ya da sesi güzel olup konservatuvar okumak isteyen lakin köyündekilerin küfürlerine,ailesinin baskısına uğrayan milyonlarca gencin içindeki çocuk ölürmü?Bunlar sadece birkaç örnek. Size sayarsam eğer, milyonlarca örneğe kağıt yetmez.Evet,imkansızlıklar yarattı bu içimizdeki çocuğu .Peki şu durmadan dönen dünya denen gezegende her şey imkansızmıdır?İmkansızı biz yaratırız .Evet zaman geç olsa bile ben bu imkansızlıkları günün birinde gerçekleştirebileceğinin kanısındayım. Her nasıl Hz.Musa denizi ikiye böldü kitaplarda geçiyor. Bu dünyada insanın içindeki çocuk istediği sürece er ya da geç hayallerine, arzularına ulaşabilir kanısındayım. İçinizdeki çocuğun hep yaşaması ve günün birinde ortaya çıkıp hayallerinizi, arzularınızı gerçekleştirmesi dileğiyle..

Herşey gerçek gibi görünen kosmos ta bile modern çağdakilerin dediği gibi herşey yalan .Evren bir yıkım içinde ve bununla tek başa çıkabilecek gayrete sahip olan insanoğlu.Bütün güçlükleriyle de olsa bununla başa çıkabilmek için yaratıldı.O zaman akıl dediğimiz yeti hayvanlara verilirdi neden insana verilsin ki ?

‘‘bir gün gelir, yaşamı karşınıza alır, onunla söyleşmeye başlarsınız. bunun yaşı yoktur. rimbaud gibi yirmi yaşında da olabilir bu, dostoyevski gibi altmışında da

Gecelerin sesizliği en huzur verici sesizliktir.Sanki herkes yataklarında uyumuş birer ölü gibi

Kimse kimseye karışmıyor,sataşmıyor

Belki de bizim en özgür olduğumuz zaman uyku zamanımızdır

Özgürce sınırsız rüyalarımızdır

Kaderimiz bir süreliğine durmuş,

Nabzımız yavaşlamış,

Göz kapaklarımız kapanmış,

Ruhumuz gecenin zifiri karanlığında dolaşıyorken

Uyku bize en büyük özgürlüğümüzü veriyor kimbilir..

HER KADIN HAYATININ BİR BÖLÜMÜNÜ BUDİST OLARAK YAŞAR: ÇÜNKÜ MUTLAKA BİR ERKEĞE TAPMIŞLIĞI VARDIR.


Belki de bu sözü görüp de okuyan birçok erkekte tam tersini kadınlar için düşünüyordur. Onların da kadınlardan yana birçok hayıflanmaları vardır ama peki kadınlar kadar yara alan varlıklar var mıdır kozmosta? Her kadının bir erkekten çektiği bir ıstırap vardır diye düşünüyorum. Peki, yara almayan hiç kadın yok mu? Cevap, hiç. Bütün kadınların ortak noktası olan kadınlık duygusu, yani erkeğin duygularına yenik düşmekten kaynaklanan bu duygu çoğu zaman kadınların bir erkek karşısında yenilgiye düşmelerine neden olur. Birçoğumuz bir ilişki başlarken karşı cinsi elimizden geldiğince dikkate almamaya çalışırız. Kaçan kovalanır misali kuş kafese girdi mi artık kadını kendi egemenlikleri altına aldıklarını düşünürler ve böylece artık işin heyecanı, maratonu kalmamıştır onlar için. Peki ya kadınlar girdikleri kafeste ne kadar özgürlerdir? Ve o kafesten çıkabilmek için çırpındıkça daha çok o kafese mahkûm kalacaklarını düşünürler. Sonra bir gün kafes açılır ama kuş uçmak için çaba sarf etmez. Yorulmuş ve tükenmiştir artık. Bu örnekteki gibi kadın kendini erkeğe tamamen teslim ettiği andan itibaren onun tesiri altında olmaya mahkûmdur. Evet, belki kadınlar bu örnekte ezilmiş olabilir ama içlerinden bu kafesten kanatlanıp uçanlar da var. Bu bizim tamamen irademizle olacak bir şey. Eğer gerçekten onların egemenliği altında kalmak istemiyorsak ve hala uçmak için çaba sarf etmiyorsak bunu da onlara bağlamamalıyız. Hayatta kimseye bağlanmamayı da bu örnekten ders alarak çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Bağımlılık, okuyunca tek bir kelime gibi ağızdan çıkıp yıllarca birine köle olarak yaşayabilmektir. Bağımlılık, gizli bir yetersizlik duygusudur. Esasen fiziksel ve zihinsel olarak yeterli olsa bile, çoğu kadının yetersiz hissetmesi ve zannetmesidir. Bağımlılığın temel düşünceleri , “ilişkiye zarar gelecek” kaygısı, terk edileceği endişesi, ilişkiyi istediği noktaya götüremeyeceği düşüncesi ile ilgili oluşturduğu senaryolar gelir. Bu noktada bağımlılık, pek çok kadının kâbusları haline gelir. Kadın eşini kaybetme korkusuyla hayat boyu mücadele vereceğini düşünür ve kendi dünyasında kendi düşüncelerinin mahkûmu olmaya razı olur. Birçok kadın bir ilişkiyi bitirdikten sonra bedeninden bir parçayı kaybetmiş gibi hissedebilir. Onun yokluğunda hayata adeta küsüp onunla ilgili düşünsel aktivitelerde bulunabilir. Bu durum birçok psikolojik rahatsızlığı da beraberinde getirir. Her ne kadar beden olarak hala dimdik ayakta durabilselerdi ya beyinlerindeki milyonlarca nörona hükmedebilirler mi? Zaman geçtikçe bu durumu kabullenebilir. Peki ya bu bağımlılıktan kurtulma yolu hiç mi yok? Elbette, her şeyin bir çıkış yolu mutlaka vardır. İlk aşamada bu ilişkinin size zarar verdiğini, böyle devam ettiği takdirde ruh ve beden sağlığınızın bozulacağını kabul etmeniz gerekiyor. Şu anda odak noktanız, bu bağımlılıktan kurtulmak olmalı. Çünkü bu sorunu halledemezseniz hayatınızdaki her şey kötü gidecek ve çok daha büyük sorunlarla uğraşmak zorunda kalacaksınız. Bu nedenle diğer sorunlarınızı erteleyeceksiniz ve sadece bunu halledeceksiniz. Bunun için ailenizi, yakın arkadaşlarınızı, dostlarınızı alarma geçireceksiniz. İkinci bir diğer çözüm ise her şeyi kontrol etmekten vazgeçin. Bağımlı olduğunuz için hayatınızı kontrol etmekten acizdiniz. Bu nedenle özellikle de sevgilinizin hayatını kontrol etmeye yönelmiştiniz. Onu değiştirmeye çalışıyor, sizinle ilgilenmediği için buna neden olabilecek şeyleri de kontrol altına almaya çalışıyordunuz. Artık bundan vazgeçin. Kontrol önceliğini kendi hayatınıza verin. Siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz. Ve son önerim ise ilişkiyi kafanızda tamamlayın.
Bağımlılığı tetikleyen en önemli unsur, ilişkinin yarım kalmasıdır. Eşiniz terk edip gitmişse bunu tamamlama olanağı yok. Öyleyse bunu kafanızda tamamlayın. Düşünün: Hangi olumsuz yanları var? O gerçekten de aradığınız kişi miydi? Ailesi, kültürü, terbiyesi, kişisel özellikleri sizi tamamlıyor muydu? Arkadaşlarınız ve aileniz onun hakkında ne diyor? Bağımlıyken tüm bunları duymak ya da düşünmek bile istemiyordunuz. Öyleyse şimdi düşünün. Hatta onun olumsuz özelliklerini bir kâğıda yazıp defalarca okuyun. Umarım bu yazıyı okuyan bireylerin karanlık yollarını aydınlatması dileğiyle